JuJutsu

JuJutsuJaponca:  – jujitsujūjutsu), Japonca’da yumuşaklık tekniği anlamına gelmektedir. Geleneksel Japon savaş sanatlarındandır. Rakibin saldırı ivmesinden faydalanarak, vuruş, tutuş, fırlatma, ve bilek kilitleri gibi tekniklerle etkisiz hale getirmeye çalışmak üzerine kurulu uzun ve çok tekrara dayanan bir eğitimi vardır. Judo ve aikido gibi benzer savaş sanatları, juijutsu tekniklerinden yola çıkılarak türetilmiştir.

Uyarı alanıyla birlikte dövüş alanın tamamı karşılaşma sahası olarak bilinir. Bazı ulusal ve uluslararası turnuvalar altı metrekarelik daha küçük dövüş sahalarında yer almasına karşın çoğunlukla 10 metrekaredir. Büyük karşılaşmalarda, yüzey “tatami” denilen geleneksel, örülmüş hasırdan yapılır. Bitiştirilmiş hasırlar genellikle yeşil olsa da herhangi bir renk de uygundur. Büyük karşılaşmalar dışında bazen tek bir kauçuk örtü kullanılabilir.

Jujitsunun Başlangıcı ve Gelişimi :

Bu geleneksel savunma sanatı samurayların silahlarını kullanamadıkları zaman baş vurdukları tekniklerden olusmuştur.

Feodal Japonya’da bunun gibi savunma sanatlarının ‘Yawara’, ‘daito-ryu’, ‘katori-ryu’ veya ‘takeno-uchi-ryu’ öncüleri vardı. Ju-Jitsu ismi Tokugava Ära’dan itibaren anılmaya başlandı. 

Çinli Tsin-Gembin 1660 yılında Japonya’ya geldi ve daha sonra Ju-Jitsu olarak anılacak olan savunma sanatını öğretmeye başladı.

Japon hekim A. Yoshitoki Çin’de silahsız mücadele sanatını öğrendi ve anladı ki, tekniklerin etkili yapılabilmesi için hatırı sayılır bir vücut gücüne sahip olmak gerekir. Bir kış günü Japonya’ya döndüğünde, yoğun kar yağışı altında bir çam ve bir sögüt ağacı gördü. Çam ağacının hareketsiz dalları kar yükünün altında kırılırken, söğüt dallarını yumuşakça eğiyor ve yükün altından zarar görmeden kalkıyordu. Bu olay hekimi çok etkiledi ve Yoshitokisan’in aklına; daha az güç kullanılarak, hareketleri yumuşatılarak kazanılan bir dövüş sistemini geliştirmek geldi. 

Bu müsahededen sonra Tsukushi’deki Tennango Tapınağı’na döndü ve orada kendi Anatomi bilgilerinden de yararlanarak 103 yakalama hareketi ortaya çıkardı. Onun sistemi ‘Yoshin-ryu’ jujitsukanji(Söğütkalbi Okulu ) olarak adlandırıldı. 

Japon savunma sanatı 20. yüzyılda ‘Ju-Jitsu’ adı altında dünyaca üne kavuştu. ‘Ju’ yumuşak, ince, mülayim, ‘Jitsu’ sanat anlamına gelir. Ju-Jitsu bir saldırının, anatomik bilgi ve fizikteki kaldıraç sistemi prensibi kullanilarak bertaraf edilmesi ilkesini içerir.

Jiu-Jitsu, 1905’te Erich Rahn tarafından Almanya’ya getirildi. Rahn 1906’da Berlin’de ilk Jiu-Jitsu okuluna açti.(Bu okul hala faaliyettedir!)

1950 yılında iki Japon kruvazörü bir donanma ziyareti için Kiel şehrine geldi. Bu fırsat Jiu-Jitsu savunma sanatını ileriye götürdü. Zamanın Keiser’i II. Wilhelm müttefiklerinin sanatlarından etkilenip, Berlin’deki askeri spor okulu için bir Jiu-Jitsu hocasi istihdam edilmesini emretti. 

1922’de Alfred Rhode ve Max Hoppe hocaları Erich Rahn’in insiyatifi ile Frankfurt/Main ve Berlin’de ilk Jiu-Jitsu klüplerini kurdular. 1924’te ‘Reichverband für Ju-Jitsu” Ju-Jitsu imparatorluk federasyonu. İlk ferdi şampiyona (daha önce de karşılaşmalar yapılıyor idi.) 1926’da Köln’de yapıldı. 1930’a geldiğimizde Almanya’da yüzün üzerinde çalışma yeri vardi. 

Ju-Jitsu bugün harp halinde (veya acil durumda) nasıl hareket edileceğini öğreten müsabakasız ruh ve vücut idmanıdir. Ju-Jitsu’da atış , kırış ve ‘rakibi’ bir yerden bir yere nakletme teknikleri çalışılır. Bunun dışında Anatomik noktalara uygulanan atemi adi verilen vuruş teknikleri de mevcuttur.

Modern Ju-Jitsu kişiye kendini savunma yanında sabır, karşısındaki kişiye davranışta incelik ve harp halinde (veya acil durumlarda ) gerekli olan kendine güveni temin eder. Klasik Ju-Jitsu’dan 19. yüzyılın sonlarında bir müsabaka sporu olan Ju-do doğmustur.

.